BEDENİME SAHİP OLABİLİRSİN AMA RUHUMA ASLA!

Başlığa bakıp aldanmayın, bu bir yönetim eğitimi konusu :)

Yönetici ile lider arasındaki farklar nelerdir? Performans yönetimi duygulara oynamaktan mı geçer yoksa diktatörlükten mi? Durumsal liderlik mi daha iyi sonuç verir, gücünü koltuğundan alan yönetim tarzı mı?

Yönetim eğitimlerinde, yoğunluktan nefes alamayan ve hatta bazen nereye koştuğunu unutan yöneticilere uçsuz bucaksız sorular sorup, sonunda hep birlikte aynı cevabı buluyoruz: Tanımadığın, tanımaya emek vermediğin, ruhuna dokunmadığın kimseyi yönetemezsin!
Yönettiğini sanırsın, her dediğini yaparlar, kurallarına uymaya çalışırlar ama asla gerçek performanslarını ortaya çıkaramazsın. Fiziken kalabalık bir ekibin olsa bile, aklen ve kalben yalnızsındır.

Oysa takım çalışması denen şey, farklı akıllar ve egoya yenilmeden en iyi akla şapka çıkaran sağduyulu yürekler gerektirir. Ve başarılı takımların başında, gücünü ezmek için değil motive etmek için kullanan yöneticiler vardır. Onore etmeden, farklılıklarını keşfetmeden, derinlere inmeden, “haydi göster performansını” demezler… İş bitince zafer benimdir edasıyla sırtlarını dönmezler… Ve ardından her seferinde daha yüksek bir performansı birlikte kutlarlar. Bir kerelik bir birliktelik değildir çünkü yaşanan, hep yeni bir iş, yeni bir proje, yeni bir heyecan vardır.

Yöneticiler çalışanlarına der ki; bana kıdeminden değil, başarılı işlerinden bahset… Çalışanlar yöneticilerine der ki; bana yönettiğin adam sayısından değil, içindeki gücü ortaya çıkardığın, hayatında olumlu izler bıraktığın çalışanlarından bahset! Yöneticiler der ki; her şeyi ben mi düşünmek zorundayım… Çalışanlar der ki; madem patron sensin, sen söyle ben yapayım… Bu sözler duyulmaz elbet, iç seslerdir… Ve bir kurumun dışarıya çıkardığı ses, aslında iç seslerinin toplamıdır!



Makale: Figen ZEKİER


Ağustos 2011