KARİYER Mİ EVLİLİK Mİ?

Kariyer mi – Evlilik mi?


Uzlaşma iyi birşeydir… Ancak çok kolay elde edilirse o zaman kuşku duymak gerekir.
Leigh BUCHANAN, 2006


Sanırım tüm yazı boyunca bu cümlelerin hayatımızdan neler götürdüğünü bulmaya çalışacağız. Hayat döngüsü aslında büyük bir çoğunluğumuz için aynı sabitte ilerliyor. Doğum, büyüme, eğitim, iş, aile ve döngünün 2. tekrarı. Kuşkusuz işimiz hayatımızın büyük bir kısmını oluşturuyor, bu nedenle iş ortamında yaşadıklarımız önemli ve bizi derinden etkileyen şeyler. Ancak gün geçmiyor ki işin getirdiği yoğunluk ve mental yorgunluk nedeniyle ayrılan bir çift haberi almadan geçsin. Çok yalın ama yalın olması nedeniyle de bir o kadar hoşumuza gitmeyecek bir şekilde konuyu özetlemeye çalışacağım.


20’li Yaşların ortalarında başlayan iş hayatına hepimiz çok büyük beklentiler ve taptaze bir beyinle başlıyoruz. 30’lu Yaşlarımıza geldiğimizde ise artık profesyonelliği bilen ve çevresini daha iyi tanıyan bireyler haline geliyoruz. İşte bu çağlarda da evlilik hayatı başlamış yada ilk yıllarında oluyor. İnsanların hayatında en yoğun çalıştığı dönemin 33 yaş civarı olduğu düşünüldüğünde (Hotmail müşteri araştırması 2010) bu zaman diliminde çiftlerin tek bir amaç için uğraşıp didindiğine tanık oluyoruz. Yakın yaş grupları, benzer sosyal çevreden oluşan arkadaşlık sohbetlerinin en önemli konusu iş. Herkes işini çok iyi yaptığı, rakiplerinin ne kadar etik dışına çıktığı ve patronunun gözünde olması gereken değere bir türlü gelemediğinden şikayet ediyor birbirine. İşten çıkıp eve dönüş yolunda çiftlerin kafasındaki en büyük düşünce o gün yaşadıklarını paylaşmak ve daha önemlisi karşısındakinden yönlendirme değilde söylediklerine onay almak, haklı bulunmak. İşte 30’lu 35’li yaşlar bu telaş ve bir de üzerine eklenen bebek heyecanıyla geçiyor.

Çocuk sahibi olmak ayrıca değinilmesi gereken bir paragraf. Çiftler bebeklerinin ilk bir yılında iki büyük krizle karşılaşıyor günümüzde. Bunlardan bir tanesi annenin yasal doğum izni süresinin bitmesi sonucu işe başlaması. Doğal olarak bebeğinden uzaklaşan anne ciddi bir anksiyete yaşamaya başlıyor, bir de üzerine eklenen iş stresi derken sıkıntının ilk filizlerini görmeye başlıyoruz evlilik hayatında. Sonrasında bebeğin 6 ay 1 yaş döneminde katı gıdalara geçişinde yaşanan zorluk bu sefer çiftlerin stresini birbirinin üzerine yansıtmasına gidiyor. Birde çevrede her kafadan gelen sesler iyice dikkatini dağıtıyor anne babanın. Aslında burada iki tane unutulan gerçek var: Birincisi zaten bu bebekler ergenlik çağı sonrası yaşamlarının büyük bir kısmını kilo almamak adına yemeyerek geçirecekler J. Diğer bir konu da; şirketlerin CEO’ları ve üst düzey yöneticilerine baktığımızda çoğunun iri bir fiziğe yada atletik yapıya sahip olmadığını görüyoruz. Kısacası çift bu dönemi biraz da sakin bir düşünce yapısında geçirmeyi tercih etse… Ama insan faktörü önemli…


35’li Yaşlara geldiğimizde çiftlerin artık işinde yükselmeye başladığını görüyoruz. Orta düzey yöneticilik ile gelen hem maddi hem de mental rahatlama ve bunun yanısıra yapılan yatırımlar gözümüze çarpıyor. Daha düzenli bir hayat ve taşların yerine oturmaya başladığı dönem izliyoruz. Ancak yine iki büyük kriz bekliyor bizleri: Bir tanesi okula başlayan çocukların ders çalıştırılması, oysa bu çift çocukluğunda hep kendisi çalışmıştır, diğeri de yükselen çiftlerin vizyonunda ortaya çıkan ayrımlaşma. Kadın yükseldikçe işini daha çok sahiplenmeye başlar. Ev, yatırımlar, çocuk, eş herşey zaten düzenlidir ve böyle gitmelidir. Bunun yanısıra hırslar ve pozisyonu koruma, ileriye gitme isteği en üst seviyeye ulaşmıştır. Erkek ise meydana gelen maddi ve manevi rahatlama ile beklentilerini farklılaştırmaya başlar. Motorsiklet, yat, puro kulüpleri, golf, ekstrem sporlar ve farklı entellektüel hobiler edinerek, keyif güdüsünü artan bir şekilde tatmin etmeye çalışır. Bir yanda hayatından herşeyi control altında ve düzenli tutmaya çalışan bir kadın diğer yanda kendini rafineleştirmeyi amaçlayan bir adam. İlginç olan birşey daha vardır ki akşam çiftimiz eve geldiğinde konuştukları konulardır. 25 – 30 Yaş arası evli çiftler sohbetlerinin %79’unu işe ayırırken, 30 – 40 Yaşları arasında bu oran %40’a inmektedir. 40 Yaş üzeri erkeklerden eşinin işi ile ilgili konuları merak edip konuşmak isteyenlerin oranı %1’dir. Yıllardır elde etmeye çalıştıkları noktaya gelmiş çiftimizde, bayan hala işindeki sorunları, elemanlarının sorumsuzluğunu, bir konuyu tek başına nasıl çözdüğünü, o olmasa şirkette işlerin nasıl sarpa saracağını, genel müdürün eksik yanlarını anlatırken; beyefendi marinadaki komşularını, arkadaşlarının yaptığı son seyahati, yada USB portu olan tabletlerin ne zaman piyasaya çıkacağını düşünmektedir. İş kadını, işini daha büyük bir sorumlulukla sahiplenirken erkek işini hayat standardını devam ettirmek için bir araç olarak görmeye başlamıştır. İşte kopuş da burada başlamaktadır. Artık çift tartışmak yerine birbirini iğnelemeyi ve sonra kesip unutmayı tercih eder hale gelmiştir. Hayata bakışlarının değişmesi nedeniyle ortaya çıkan bu durum kadını işe daha da dominant bir şekilde bağlarken erkeği de farklı arayışlara iter ve daha sonra bilinen senaryo…


Aslında her iki tarafı da dinlerseniz her ikisine de hak verirsiniz. Kadın bir şirketteki çalışanlarının ve bir aile olmanın sorumluluğunu en iyi şekilde yürütmeye çalıştığını ifade ederken; erkek de ilgisizlik ve bitmeyen anlık öfke patlamalarından yakınacaktır. Erkeğe göre cevap çok da basittir; ben 2 milyon yıldır böyle olan bir türüm, aynı “hardware”I kullanıyorum beni anlamıyor.


Kısacası: “Uzlaşma iyi birşeydir… Ancak çok kolay elde edilirse o zaman kuşku duymak gerekir.” Lafı kritik bir aşamayı çok net tarif etmektedir.

1980’lerde yapılan bir araştırma (Esther Greenglass) iyi eğitim almış kadınların hayattaki ilk önceliğinin aile daha sonra da kariyer olarak karşımıza çıktığını göstermekteydi. 2006’ya geldiğimizde ise Forbes’da yayınlanan bir makale trendin nasıl değiştiğini iyice açıklıyor bize: “Tembel Bir Erkekle Evlenmeyin” (Elizabeth Corcoran) ve kısa sürede buna verilen yanıt: “Kariyer Kadınları ile Evlenmeyin” (Michael Noar).

Makaleler ve araştırmalarla uygar bir şekilde yürütülmeye çalışılan bu ilkel savaşta pek çok keyifli veri var elimizde:

Kariyer kadınlarının işini bırakıp evi ve çocukları ile ilgilenmelerinin onları mutsuz ettiği tespit edilmiş (Journal of Marriage and Family, 2003).
Eşlerin erkeklerden fazla kazandığı evliliklerde iki tarafın da bundan mutsuz olduğu görülmüş (Social Forces, 2006).
İşyerlerinde çok düzenli olan kariyer kadınlarının evde oturdukları zaman dağınık oldukları tesbit edilmiş (Institute for Social Research 2004).




Johnson H. Johnson tarafından 2004’te yapılan “Survey of Income and Program Participation” anketinde kadınların çalışma saatlerinin artmasının en önemli boşanma nedeni olduğu belirtilmiş, ancak erkeklerin iş saatlerindeki artış herhangi bir önem içermiyor. Çiftlerden her ikisinin de çalıştığı evliliklerde boşanma oranı birinin evde oturduğu evliliklere göre daha yüksek bulunmuş. İş yaşantısının ev içinde konuşulmadığı evlilikler en uzun süreli birliktelikler olarak göze çarpmış. Belirleyici bir konu ise hemen hemen tüm boşanmaların ortak noktası kadının işi nedeniyle evlilik kalitesinin düşük olmasından yakınma. Bu çalışmaya yer vermemin nedeni; ülkemizde bu sonuçlar olağan karşılanabilse de Amerikan kültüründe de benzer bir davranış paterninin çıkması son derece düşündürücü…Hatta Dünya Bankası Başkanı Paul Wolfowitz’in bile kız arkadaşına yaptırımı düşünüldüğünde…


Bu kadar bilimsel veriden erkek her yerde aynı erkek gibi ironic bir tümevarıma gidilse de sosyolojik açıdan buna katılmak mümkün değildir. Kadın ve erkeğin her platformda eşit olduğu günümüzde farklı bakış açılarına sahip farklı genetik ve hormonal profillerin iş ortamına katacağı zenginlik tartışılmazdır. Peki bu durumda evlilikler nasıl devam edecektir derseniz; biraz daha fedakar erkek, biraz daha ilgili kadın profilleriyle… Ya da benim aklıma başka çözüm gelmiyor…

Ozan Batıgün