KARİYER

Kariyer, Terfi, Sınıf Atlamak ve Sonrası

Hayatımızın her alanında var bu basamaklardan… Bu merdiveni duvara dayayanı, basamaklara tuzaklar kuranı bir bulursam, vay haline!

Kariyerinde yükselmek, daha çok para kazanmak, daha çok tecrübe edinmek, daha çok bilmediğin ülke-şehir-köy görmek, daha çok çevre edinmek, daha çok unvana sahip olmak… Ve sonra başa dönmek… Tüm bildiklerine, gördüklerine rağmen, bunların çok da önemli olmadığını keşfetmek!

Ferrarisini satan bilge gibi. Bilmem ne pozisyonundaki üst düzey görevinden ayrılıp, Bodrum’a domates yetiştirmeye gidenler gibi. Bir balıkçı köyünde balık tutan ve tuttuğu balıkları akşamları karısıyla yiyerek eğlenen adamın, balıkçı çiftliği kurup sonra emekli olunca bir balıkçı köyüne yerleşme fikrine “ben zaten yerleşmişim o köye” demesi gibi.

Bu kariyer merdivenini çeksek mi yaslandığı duvardan?

Kariyer basamakları ile çoğu kez beraber atlanan sınıfları da kaldırsak hayatımızdan, olmaz mı?
Köyden yeni gelmiş birinin safça “sen” diye hitap etmesine burun büküp, plazalardaki görmüş geçirmiş (!) insanların “sen” deyişinde nasıl bir sınıf atlamışlık hissediyoruz? Tüm sofra adabını öğrendikten, bilmeyenlere öğrettikten sonra, ihtişamlı bir davette bunların manasızlığını konuşurken eğlenmek için miydi tüm o kurallar? Psikolojide bahsedilen elde etme arzusu ve sonra bırakma isteği, şehirlilere ait bir korkaklık değil mi? Herşey dahili, butiği, kültür temalısı, romantiği, safarisi derken, hangi tatil dindirecek içimizdeki curcunayı? Hangi mevki bizi daha iyi kılacak?

Bu merdiveni çeksek oradan? Açık alanda, herkes merakla, istekle, tanımlanmamış yolculuklara çıksa… Unvansız, sınıfsız yaşasak biraz… Olduğumuz yerdeki mutluluğumuz yaratıcılığımızı geliştirse, ne yapıyorsak en iyisini yapsak, enerjimiz bizi bir sonraki yolculuğa hazırlasa…
Elde etme arzumuz ve elde ettiklerimize gösterdiğimiz özen arasında sağlıklı bir ilişki olmalı. Yükselmek, bir basamakta takılı kalmak, alçalmak, bilerek o merdivenden inip açık alanda yaşamak, hepsi buna bağlı.

Figen Zekier